Osmanlı İmparatorluğu ve Türkmen İlişkileri
OSMANLI TÜRKMEN İLİŞKİLERİ
Anadolu’nun Türkleşmesinde şüphesiz Türkmen aşiretlerinin rolü hayatidir. Orta Asya’dan akın akın gelen Türkmen aşiretlerinden birisi de Kayı boyuna mensup Ertuğrul Bey ve aşiretidir. Anadolu Selçuklu Devleti’nin son demlerinde Söğüt ve Domaniç dolaylarına yerleştirilen bu aşiret, sonraları Osmanoğulları diye anılacak ve nihayetinde cihan devleti olan Osmanlı İmparatorluğu’nun kurucu ve yöneticisi olacaktır.
Türkmen
Beylikleri, önce Anadolu Selçuklu Devleti’nin Türkmenler üzerindeki etkisini
neredeyse yok eden İlhanlılar’a (Moğollar) bağlı kalmak durumunda kalmış
ardındansa bağımsızlıklarını ilan ederek küçük devletçiklere dönüşmüşlerdir. Bu
süreçte Osmanoğulları da merkezi otoritenin zayıflamasını fırsat bilip bağımsız
olmuş ve Anadolu’daki iktidar mücadelesinde yerini almıştır.
Türkmenler Arasında İktidar Mücadelesi
Düzeni
bozulan Anadolu topraklarında küçüklü büyüklü onlarca Türkmen beyliği egemenlik
iddiasında bulunmuştur. Kadim bir Türk geleneği olan bu boy sistemi, Türklerin
hep kolay bölünmesine hem de muhteşem şekilde teşkilatlanmasına yol açıyordu.
Kendisi de
Türkmen olan Osmanoğulları, akıllıca siyaset izleyerek Bizans ile savaşlara
girmiş ve güç toplamış; ardından Anadolu siyasi birliğini sağlamak üzere diğer
Türkmen beylikleri ile ya anlaşmış ya da savaşmıştır.
Sonuç olarak
Yıldırım Bayezit döneminde Anadolu Türk birliği önemli bir şekilde sağlanmıştır.
Emir Timur ve Değişen Dengeler
1402 Ankara Savaşı’nda yenilen Osmanlı Devleti, henüz yeni kontrol altına almış olduğu Türkmenler üzerindeki etkisin oldukça yitirdi. Bu süreçte Timur’un da desteğiyle Türkmen Beylikleri yeniden hortladı. Bu da gösterdi ki Türkmen aileleri başkaldırmak ve yönetimi ele almak için fırsat kolluyorlardı.
Fetret
dönemine giren Osmanlı devleti, II. Murat zamanı kendini iyice toparladı ve
Fatih Sultan Mehmet ile birlikte yepyeni bir çağ açıldı. Anadolu siyasi birliği
sağlandığı gibi İstanbul da fethedilmişti.
Osmanlı
Devleti, beyliklerden kendisine katılan bu topraklarda uzun süre önemli bir
değişiklik yapmayarak, zaman içerisinde uygun fırsatlar doğdukça mevcut durumu
ortadan kaldırıp kendi devletçi yapısını oturtmuştu. Türkmenler merkezi
otoriteye her zaman için tehdit olmuş ve kendi geleneksel özel mülkiyetçi
anlayışlarını sürdürmeye çalışmışlardı.
Timur’un
Anadolu seferi ve ardından fetret döneminin getirdiği sıkıntılarla uğraşan
Osmanlı Devleti’nde 15. yüzyılın ortalarından başlayarak, özellikle İstanbul’un
fethinden sonra yeniden yapılandırma çerçevesinde bazı değişiklikler, Osmanlı
halkı arasında gayri memnun grupların ortaya çıkmasına neden oldu. Fatih
döneminde üst düzey görevler, aşiret beyleri yerine medreselerde yetişmiş
disiplinli ve bilgili kişilere devredilerek ülkedeki yönetimde medrese kültürü
hakim kılınmaya çalışılmıştır. Bu durum, özellikle aşiret usullerine bağlı
olarak hayatlarını sürdüren Türkmenlerin itirazlarına neden olmuştur. Üst düzey
görevlilerin özellikle göçebelere karşı kötü tutumu, küskün bir topluluk
oluşturmuştur.
Osmanlı’nın Türkmenleri Pasifleştirme Politikası
İlk görünen,
çıkarılan yeni kanunlarla Türkmenlerin sindirilmeğe çalışılması olmuştur. Zira,
Osmanlı sultanları çıkardıkları kanunlarla konar-göçer Türkmenlerin töreleri
gereği öteden beri sürdüre geldikleri bağımsız ve bağlantısız hareket etmeleri
ile yakından ilgilenerek, onları sindirmeğe çalıştılar. Osmanlı yönetimi öteden
beri Türkmenleri kendi varlıkları için potansiyel bir tehdit unsuru olarak
görme eğilimindeydi. Bu yüzden Türkmenler, Osmanlı bürokrasisi tarafından hem
siyasi, hem de askeri potansiyelleri göz önünde bulundurularak, yönetim için
tehdit olarak algılandı. Boyun eğdirilmeleri ve daha kolay itaat etmelerinin
sağlanması için de kırsal kesimde yaşayan köylüler gibi toprağa
yerleştirilerek, tarım ve ziraat ile meşgul olup, vergi veren, bunların dışında
başka bir şey düşünmeyen, yapmayan itaatli halk yığınları haline getirilmeleri
hedeflendi. Bunun en kolay yolu ise, çıkarılan kanunlarla konan yeni vergiler
sayesinde onları ekonomik açıdan kıpırdayamaz hale getirmek ve hemen peşinden
yerleşik köy hayatını cazip kılmak suretiyle eski hayat şartlarından
uzaklaştırıp, toprağa bağlamak idi. Yani tam anlamı ile pasifleştirmekti.
“Boyunduruk” Vergisi
Osmanlı
kanunnâmelerine göre, Türkmenler hayat tarzları sebebiyle her ne kadar reâyâdan
sayılmamışlarsa da, bennâk, mücerred ve kendi kendine yeten hânelerden alınan
vergilerle mükellef idiler. Bunların dışında mera ile resm-i agnam ve resm-i
ganem denilen iki koyuna bir akçe miktarındaki koyun vergisini de
vermekteydiler. Fatih devrinde bu konargöçer Türkmenlerden daha önceki
dönemlerde alınmayan yaylak ve kışlak vergileri de alınmağa başlandı. Bunlar
ziraat yapmak istediklerinde diğer reâyânın verdiği vergilerin yanında 12
akçalık boyunduruk vergisi de öderlerdi. Bu vergilerin, şehirlerde
oturan eldaşlarına göre çok daha fakir durumda olan Türkmenleri ekonomik yönden
rahatsız ettiği görülmektedir. Yüzyıllardır alıştıkları hayat tarzını
sürdürmekte zorlanan Türkmenler, aşırı devletçi Osmanlı toprak sistemi ile
kendilerine ait yaylak ve kışlakları bile kaybetmek noktasına gelmiş
görünmektedirler. Osmanlı yönetimine karşı memnuniyetsizliğin başında gelen
sebeplerden birisi budur.
Şah İsmail ve Anadolu Türkmenleri
Fatih Sultan
II. Mehmet (1451-1481)’ten itibaren bir İslâm imparatorluğu haline bürünen
Osmanlı Devletinde bütün uygulamalar Türkmenlerin aleyhine gelişti. Özellikle
Candarlı vezir ailesinin ortadan kaldırılarak devşirmelerin devlet kademelerinde önemli görevlere getirilmesi ve
iktâ benzeri timar sistemi ile birlikte aşırı bir devletçiliğin Osmanlı
Devletinin bünyesine sokulması, Türkmenlerde devlete karşı küskünlük ve
kızgınlığın artmasına sebep oldu.
Bunun en
belirgin örnekleri Safevîlerin Anadolu Türkmenleri ile ilişkilerinde görüldü.
Safevî Devletinin kurucusu Şah İsmail’in dedesi Şeyh Cüneyd, kendisine taraftar
toplamak için geldiği Anadolu’da hiç ummadığı derecede başarılı
olmuştu. Azımsanmayacak sayıda köylü ve göçebe Türkmen gurupları
kendisine mürid olmakta yarışmışlardı. Burada her şeyi Türkmenlerin Şîîliğe meyline
bağlamak yanlıştır. Bu aşırı ilginin başta gelen sebepleri arasında,
muhakkak ki bu kırsal kesim Türkmenlerinin ekonomik durumlarının bozukluğunun
yanında, onların siyasî açıdan tatmin edilememelerinin de önemli rol oynadığı
bir gerçektir.
Şeyh
Cüneyd’den sonra oğlu Haydar zamanında da bu gelişme devam etti. Anadolu’daki
müridlerin sayısı süratle artmaya başladı. Bu katılımcı Türkmenlerin yoksul
insanlardan oluştuğu, ancak birkaç tanesinin bey olduğu, bütün umutlarını
şeyhlerine bağladıkları anlaşılmaktadır. Ama en büyük katılım Haydar’ın oğlu
İsmail zamanında yaşandı. 1500 yılında Erzincan yakınlarındaki Saru Kaya
yaylasına gelen Şah İsmail (1502-1524), buradan dört bir tarafa haber
göndererek müritlerini çağırmış, bunun üzerine Anadolu’daki köylü ve göçebe
Türkmenler büyük bir sevinç ve heyecanla onun yanına gelmişlerdi. Bu Türkmenlerin başına geçen İsmail kısa süre
içerisinde Akkoyunlu Devletini ortadan kaldırarak siyasî bir teşekkül
oluşturmayı başarmıştı.
Anadolu
Türkmenlerinin Safevî tarikatına bu kadar meyletmelerinin ardında yatan en
büyük sebep Osmanlı Devletinin Fatih’ten itibaren yürüttüğü aşırı devletçi
yapılanma olmuştu.
Sonuç
olarak, Göktürklerden itibaren aşırı bir devlet baskısı ile karşı karşıya
kalmamış olan Oğuz kitlelerinin, orta ve yakın doğuda kurdukları Selçuklu ve
Osmanlı devletlerinde böyle bir durumla karşılaşmaları sonucu, bahsi geçen
bölgede bir Türkmen meselesi ön plana çıkmıştı. Bu, çabucak halledilebilecek
bir mesele olmaktan çok öte, kökeninde Türkmenlerin kanlarını ve canlarını
vererek kurdukları devletlerinde siyasi açıdan arka plana itilmişliğin, sosyal
ve ekonomik açıdan geri kalmışlığın ortadan kaldırılarak, eskiden olduğu gibi
şahsi mülkiyet prensibinin ve demokratik sayılabilecek bir ortamın ön saflarda
olduğu bir hayat tarzına, yani geleneksel anlayışlarına dönme çabası; bir yanda
Türk milletinin kendi devletlerine sahip çıkma mücadelesinden başka bir şey
değildi.
Kaynakça
KAYHAN H. “Selçuklulardan Safevîlere Türkmen Meselesi” History Studies
Volume 3/3 2011
DEDEYEV B. “SOSYO-KÜLTÜREL İLİŞKİLER BAĞLAMINDA 15.YÜZYIL -
16.YÜZYILIN İLK ÇEYREĞİNDE ANADOLU’DAN AZERBAYCAN’A TÜRKMEN GÖÇLERİ” TÜRK
KÜLTÜRÜ ve HACI BEKTAŞ VELÎ ARAŞTIRMA DERGİSİ / 2016 / 77


Hiç yorum yok: